Anasayfa / YAYINLAR / MAKALE / STRATEJİK KAYNAĞIMIZ : SU/ABDULLAH ÇAVUŞ

STRATEJİK KAYNAĞIMIZ : SU/ABDULLAH ÇAVUŞ

STRATEJİK  KAYNAĞIMIZ : SU

ABDULLAH ÇAVUŞ

Yurdumuzun su kaynakları, bölgede önemli bir potansiyel olarak görülmesine rağmen, su zengini sayılabilecek bir nitelik taşımamaktadır.  Akarsular, barajlar ve göllerimiz; evsel ve endüstriyel atık sularıyla kirlenmekte, buralardan tarımsal amaçla sulamalar sonucunda, insanlarımıza ve çevre sağlığına önemli zararlar verilmekte, topraklarda telafi edilemeyecek bozulmalar görülmekte, su havzaları kirlenmekte, su kaynakları kurumaktadır

Bir çok ülkede tarım topraklarını ve su havzalarını korumayı amaçlayan tedbirlerin çok önceden alınmaya başlamasına karşılık, bugün hala ülkemizde, tarım arazilerinin büyük bir savurganlıkla kullanıldığı görülmektedir.

On iki Anayasa maddesi, kırk beş yasa maddesi, otuz dokuzdan fazla tüzük ve yönetmelik; toprak ve su kaynaklarının yönlendirilmesi ile ilgili sorumluluk, görev ve yönetimleri belirlemektedir. Ancak bu kadar mevzuatı uygulamada görevli kurum ve kuruluşlar ile, bunların hiyerarşik yapılan o kadar karmaşık bir hal almıştır ki, içinden çıkılamaz bir ortam yaratılmıştır.

Oysa Su; tüm canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir.İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içerisinde artan nüfus ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiş, ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları;  miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır. 1940 yılında dünyadaki toplam su tüketimi yılda 1000 km3 civarındayken, bu miktar 1960 yılında ikiye katlanmış, 1990 yılında tekrar ikiye katlanarak 4130 km3’e ulaşmıştır. Bu suyun % 70’i tarımsal sulama amaçlı, % 10’u  içme-kullanma suyu olarak, % 20’si ise sanayi sektöründe kullanılmıştır.

Sekizinci beş yıllık kalkınma planına kaynak teşkil eden ve  DPT bünyesinde kurulan “Su Havzaları, Kullanımı Ve Yönetimi Özel İhtisas Komisyonu Raporuna” göre; Dünyadaki toplam su miktarı 1.400 milyon km3 tür. Bu suyun % 97,5.i denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geriye kalan yalnızca % 2,5.i tatlı su kaynağı olup çeşitli amaçlar için kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. Dünyadaki toplam suyun yaklaşık yılda ortalama 500.000 km3.ü denizlerde ve toprak yüzeyinde meydana gelen buharlaşmalar ile atmosfere geri dönmekte ve hidrolojik çevrim içerisinde yağmur ve kar olarak tekrar yeryüzüne düşmektedir.Dünya yüzeyine yağışla düşen su miktarı yılda ortalama yaklaşık olarak 100.000 km3 olup, yaklaşık 40.000 km3.ü akışa geçerek nehirler vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere ulaşmaktadır. Bu miktarın 9.000 km3.ü ise teknik ve ekonomik olarak  kullanılabilir durumdadır.

Canlı hayatın temel taşı olan su kaynakları, her geçen gün azalmakta ve aynı zamanda büyük kirlenme tehlikesine maruz kalmaktadır. Sukaynaklarının farklı coğrafyalardan geçmesi sebebiyle lokal tedbirler kaynağın korunmasına yeterli katkıyı sağlayamamaktadır. Bütün bilimsel veriler ortak bir noktayı göstermektedir. Bu ortak nokta su kaynaklarının havza bazında değerlendirilmesidir.

Su havzalarının, özel çevre koruma alanlarının, hassas ekosistemlerin ve sulak alanların korunması, kıyı alanlarının yönetimi ya da tehlikeli atıkların bertarafı gibi birçok çevresel konunun bölgesel ölçekte çözüm gerektirdiği aşikârdır. Bu nedenle, birkaç ilin ortak sorunları olarak tanımlanan bu sorunların çözümü noktasında, illerin içinde yer aldığı bölgeler için tespit edilen kalkınma hedeflerinin çevre koruma politikalarıyla uyumlu olması beklenir. Bugün Türkiye’de kamu yönetimi reformu ile getirilen yeni düzenlemelerle bölgesel kalkınma politikalarının ve bu bağlamda bölge kavramının yeniden şekillenmeye başladığı görülmektedir. Bölgelerin ülke, bölge ve yerel ekonomi üzerindeki etkinliklerini öne çıkaran bu durumun birçok sektör politikalarında olduğu gibi çevre politikalarında da yerel ve bölgesel, hatta ulusal düzeydeki uygulamaları etkilemesi kaçınılmazdır. Bunun dışında sınır aşan sular  konusundaki uluslar arası düzenlemeler ve bu konuda tüm dünyada yaşanmakta olan sıkıntılar sonucu su havzaları, su kaynaklarının kullanımı konuları giderek uluslar arası bir hal almaktadır.

Dünyada sınıraşan suları olan nehirlerin sayısı 215 tanedir. Bunlardan birçoğu iki veya daha fazla ülke arasında tam geçerli ve üzerinde ittifakla anlaşılmış kanunlar olmadan kullanılmaktadır. Devlet serveti olarak nitelendirilebilecek su kaynaklarının kullanımı ile ilgili olarak uluslararası kabul görmüş kanun hükümleri bulunmamaktadır. Bunun yanında uluslararası diye bilinen nehirlerde taşıma serbestisi, kazanılmış hakların korunması gibi durumları içeren bazı kararlar silsilesi bulunmaktadır.

Ancak dünyada kullanılabilir suyun dengeli dağıldığını söylemek çok zordur. Bu nedenledir ki günümüzde dünya nüfusunun 1/3.ü yeterli ve sağlıklı su kaynaklarına sahip olamadıkları için su sıkıntıları yaşamaktadırlar. Bugün pek çok insan tatlı su kaynaklarının, dünyada insanlığın yararına sunulmuş sonsuz bir doğal kaynak olduğunu düşünmektedir. Oysa, sonlu bir doğal kayak olan tatlı su, yaşayan bir gezegen olan dünyamızın vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsanlık tarihinden çok daha önce, milyarlarca yıldır yer kürede bulunan su insanlık tarihi boyunca doğanın işlevsel, dinamik bir parçası olarak milyarlarca yıl daha varlığını sürdürecektir.

Dünya tarihinde su kaynakları yönetimi uygarlıkların gelişmesinde ve hatta çöküşlerinde her zaman önemli roller oynamıştır. Mısır, Çin, Hindistan, Mezopotamya uygarlıklarında hanedanlıkların yıkılması ile su kaynakları yönetimleri arasında yakın ilişkiler bulunmaktadır. Mezopotamya da drenajın olmayışı yada yetersizliği, sulama suyunun alt katmanlardaki tuzu alarak bitki kök derinliğine çıkartması ve/veya sulama suyundaki suyun bitki kök bölgesinde birikmesi sonucunda tarım alanlarında tuzlanma başlamıştı. O çağlarda hanedanlıkların ve uygarlıkların ayakta kalabilmesinin ilk koşulu hidrolik altyapının sürekli onarılması ve işler kılınmasıydı. Bentlerin ve sulama kanallarının kırılması, dolması, drenaj sistemlerinin bozulması üretimin düşmesi demekti. Bu da iktidarları yıkan en temel güçtü. Binlerce yıl önce Anadolu da tuzlanan, elden çıkan topraklarda ilk kez nadas ve bitki rotasyonu uygulandı. Bu gün, bir zamanların verimli ay vadisi olarak tanımlanan Mezopotamya bölgesinde, toprakların % 80.i tuzlanarak elden çıkmıştır. Dünya tarihi boyunca bu kuralın hiçbir zaman değişmediği görülmektedir. Su kaynaklarını koruyup, iyi yöneten iktidarlar, tarımsal üretimlerini ve dolayısıyla güçlerini artırmışlardır. Tersi durumlarda da su kaynaklarını kötü yönetenler, tarımsal üretimlerini düşürmekle kalmamışlar, su ve toprak kaynaklarını da yitirmişlerdir.

Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Aksine, gerekli önlemler alınmadığı taktirde yakın gelecekte su sorunları yaşamaya aday bir ülke konumundadır. Bunun başlıca nedenleri de, topografyadaki düzensizlikler nedeniyle kaynakların kontrol edilemeyişi, yağışların ve kaynakların bölgelere göre dengesiz dağılımı, su kaynaklarının bütüncül havza bazında yaklaşımlarla uzun vadeli planlamalar yerine bölgesel, bağımsız ve kısa vadeli projelerle kullanıma açılması girişimleridir.

Yurdumuzun su kaynakları, bölgede önemli bir potansiyel olarak görülmesine rağmen, su zengini sayılabilecek bir nitelik taşımamaktadır.  Akarsular, barajlar ve göllerimiz; evsel ve endüstriyel atık sularıyla kirlenmekte, buralardan tarımsal amaçla sulamalar sonucunda, insanlarımıza ve çevre sağlığına önemli zararlar verilmekte, topraklarda telafi edilemeyecek bozulmalar görülmekte, su havzaları kirlenmekte, su kaynakları kurumaktadır

Bir çok ülkede tarım topraklarını ve su havzalarını korumayı amaçlayan tedbirlerin çok önceden alınmaya başlamasına karşılık, bugün hala ülkemizde, tarım arazilerinin büyük bir savurganlıkla kullanıldığı görülmektedir.

On iki Anayasa maddesi, kırk beş yasa maddesi, otuz dokuzdan fazla tüzük ve yönetmelik; toprak ve su kaynaklarının yönlendirilmesi ile ilgili sorumluluk, görev ve yönetimleri belirlemektedir. Ancak bu kadar mevzuatı uygulamada görevli kurum ve kuruluşlar ile, bunların hiyerarşik yapılan o kadar karmaşık bir hal almıştır ki, içinden çıkılamaz bir ortam yaratılmıştır.

Oysa Su; tüm canlılar için en önemli doğal kaynaklardan biridir.İnsan kullanımı, ekosistem kullanımı, ekonomik kalkınma, enerji üretimi, ulusal güvenlik gibi suyun gerekli olduğu birçok sektör vardır. Ancak, özellikle son 20 yıl içerisinde artan nüfus ve bunun sonucu olarak artan su talebi, küresel bir su krizini gündeme getirmiş, ekonomik, politik ve çevresel konulardaki mücadeleler ve çekişmeler çok daha yaygın ve ciddi boyutlara ulaşmıştır. Su kaynakları;  miktar, kalite ve tüm diğer sektörel kullanımlar açısından birçok ciddi sorunla karşı karşıyadır. 1940 yılında dünyadaki toplam su tüketimi yılda 1000 km3 civarındayken, bu miktar 1960 yılında ikiye katlanmış, 1990 yılında tekrar ikiye katlanarak 4130 km3’e ulaşmıştır. Bu suyun % 70’i tarımsal sulama amaçlı, % 10’u  içme-kullanma suyu olarak, % 20’si ise sanayi sektöründe kullanılmıştır.

Sekizinci beş yıllık kalkınma planına kaynak teşkil eden ve  DPT bünyesinde kurulan “Su Havzaları, Kullanımı Ve Yönetimi Özel İhtisas Komisyonu Raporuna” göre; Dünyadaki toplam su miktarı 1.400 milyon km3 tür. Bu suyun % 97,5.i denizlerde ve okyanuslardaki tuzlu sulardan oluşmaktadır. Geriye kalan yalnızca % 2,5.i tatlı su kaynağı olup çeşitli amaçlar için kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. Dünyadaki toplam suyun yaklaşık yılda ortalama 500.000 km3.ü denizlerde ve toprak yüzeyinde meydana gelen buharlaşmalar ile atmosfere geri dönmekte ve hidrolojik çevrim içerisinde yağmur ve kar olarak tekrar yeryüzüne düşmektedir.Dünya yüzeyine yağışla düşen su miktarı yılda ortalama yaklaşık olarak 100.000 km3 olup, yaklaşık 40.000 km3.ü akışa geçerek nehirler vasıtasıyla denizlere ve kapalı havzalardaki göllere ulaşmaktadır. Bu miktarın 9.000 km3.ü ise teknik ve ekonomik olarak  kullanılabilir durumdadır.

Canlı hayatın temel taşı olan su kaynakları, her geçen gün azalmakta ve aynı zamanda büyük kirlenme tehlikesine maruz kalmaktadır. Sukaynaklarının farklı coğrafyalardan geçmesi sebebiyle lokal tedbirler kaynağın korunmasına yeterli katkıyı sağlayamamaktadır. Bütün bilimsel veriler ortak bir noktayı göstermektedir. Bu ortak nokta su kaynaklarının havza bazında değerlendirilmesidir.

Su havzalarının, özel çevre koruma alanlarının, hassas ekosistemlerin ve sulak alanların korunması, kıyı alanlarının yönetimi ya da tehlikeli atıkların bertarafı gibi birçok çevresel konunun bölgesel ölçekte çözüm gerektirdiği aşikârdır. Bu nedenle, birkaç ilin ortak sorunları olarak tanımlanan bu sorunların çözümü noktasında, illerin içinde yer aldığı bölgeler için tespit edilen kalkınma hedeflerinin çevre koruma politikalarıyla uyumlu olması beklenir. Bugün Türkiye’de kamu yönetimi reformu ile getirilen yeni düzenlemelerle bölgesel kalkınma politikalarının ve bu bağlamda bölge kavramının yeniden şekillenmeye başladığı görülmektedir. Bölgelerin ülke, bölge ve yerel ekonomi üzerindeki etkinliklerini öne çıkaran bu durumun birçok sektör politikalarında olduğu gibi çevre politikalarında da yerel ve bölgesel, hatta ulusal düzeydeki uygulamaları etkilemesi kaçınılmazdır. Bunun dışında sınır aşan sular  konusundaki uluslar arası düzenlemeler ve bu konuda tüm dünyada yaşanmakta olan sıkıntılar sonucu su havzaları, su kaynaklarının kullanımı konuları giderek uluslar arası bir hal almaktadır.

Dünyada sınıraşan suları olan nehirlerin sayısı 215 tanedir. Bunlardan birçoğu iki veya daha fazla ülke arasında tam geçerli ve üzerinde ittifakla anlaşılmış kanunlar olmadan kullanılmaktadır. Devlet serveti olarak nitelendirilebilecek su kaynaklarının kullanımı ile ilgili olarak uluslararası kabul görmüş kanun hükümleri bulunmamaktadır. Bunun yanında uluslararası diye bilinen nehirlerde taşıma serbestisi, kazanılmış hakların korunması gibi durumları içeren bazı kararlar silsilesi bulunmaktadır.

Ancak dünyada kullanılabilir suyun dengeli dağıldığını söylemek çok zordur. Bu nedenledir ki günümüzde dünya nüfusunun 1/3.ü yeterli ve sağlıklı su kaynaklarına sahip olamadıkları için su sıkıntıları yaşamaktadırlar. Bugün pek çok insan tatlı su kaynaklarının, dünyada insanlığın yararına sunulmuş sonsuz bir doğal kaynak olduğunu düşünmektedir. Oysa, sonlu bir doğal kayak olan tatlı su, yaşayan bir gezegen olan dünyamızın vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsanlık tarihinden çok daha önce, milyarlarca yıldır yer kürede bulunan su insanlık tarihi boyunca doğanın işlevsel, dinamik bir parçası olarak milyarlarca yıl daha varlığını sürdürecektir.

Dünya tarihinde su kaynakları yönetimi uygarlıkların gelişmesinde ve hatta çöküşlerinde her zaman önemli roller oynamıştır. Mısır, Çin, Hindistan, Mezopotamya uygarlıklarında hanedanlıkların yıkılması ile su kaynakları yönetimleri arasında yakın ilişkiler bulunmaktadır. Mezopotamya da drenajın olmayışı yada yetersizliği, sulama suyunun alt katmanlardaki tuzu alarak bitki kök derinliğine çıkartması ve/veya sulama suyundaki suyun bitki kök bölgesinde birikmesi sonucunda tarım alanlarında tuzlanma başlamıştı. O çağlarda hanedanlıkların ve uygarlıkların ayakta kalabilmesinin ilk koşulu hidrolik altyapının sürekli onarılması ve işler kılınmasıydı. Bentlerin ve sulama kanallarının kırılması, dolması, drenaj sistemlerinin bozulması üretimin düşmesi demekti. Bu da iktidarları yıkan en temel güçtü. Binlerce yıl önce Anadolu da tuzlanan, elden çıkan topraklarda ilk kez nadas ve bitki rotasyonu uygulandı. Bu gün, bir zamanların verimli ay vadisi olarak tanımlanan Mezopotamya bölgesinde, toprakların % 80.i tuzlanarak elden çıkmıştır. Dünya tarihi boyunca bu kuralın hiçbir zaman değişmediği görülmektedir. Su kaynaklarını koruyup, iyi yöneten iktidarlar, tarımsal üretimlerini ve dolayısıyla güçlerini artırmışlardır. Tersi durumlarda da su kaynaklarını kötü yönetenler, tarımsal üretimlerini düşürmekle kalmamışlar, su ve toprak kaynaklarını da yitirmişlerdir.

Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değildir. Aksine, gerekli önlemler alınmadığı taktirde yakın gelecekte su sorunları yaşamaya aday bir ülke konumundadır. Bunun başlıca nedenleri de, topografyadaki düzensizlikler nedeniyle kaynakların kontrol edilemeyişi, yağışların ve kaynakların bölgelere göre dengesiz dağılımı, su kaynaklarının bütüncül havza bazında yaklaşımlarla uzun vadeli planlamalar yerine bölgesel, bağımsız ve kısa vadeli projelerle kullanıma açılması girişimleridir.

Türkiye’nin su havzalarının korunması ve su kaynaklarından daha verimli bir şekilde yararlanılmasını temin etmek amacıyla sosyal ve toplumsal manada  sivil  bilinç oluşturulması ve toplumsal duyarlılığın artırılmasını temin etmek , ulusal ve uluslararası alanda milli menfaatlerimizi ön planda tutarak, dikkatleri su havzalarına ve doğal kaynakların korunmasına  çekmek  ve bu konu ile ilgili olarak projeler hazırlamak, uygulamak, araştırmalar yapmak amacı ile sivil toplum ve kamu oteriteleri arasında diyaloğ kurulması gerekmektedir.

Abdullah ÇAVUŞ

Hakkında abdullah

Check Also

YENİ YOLSUZLUK TÜRÜ: PİPETÇİLİK/ YAZARI ABDULLAH ÇAVUŞ

PİPETÇİLİK:YAZARI ABDULLAH ÇAVUŞYolsuzlukla Mücadele konusunda eski İçişleri Bakanı sayın Sadettin TANTAN zamanında yapılan çok sayıda …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*